Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, öğrencilerin aktif katılımıyla hazırlanan “Haberimiz Olsun” bültenine konuk oldu. Eğitim Bilişim Ağı (EBA), EBA YouTube, TRT EBA ve Bakanlık sosyal medya hesaplarında yayınlanan programda öğrencilerin sorularını yanıtlayan Tekin, çocukluk anılarından okuma alışkanlıklarına, türkülere ilgisinden futbol taraftarlığına birçok konuda öğrencilerle keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.
“Haberimiz Olsun” projesi kapsamında stüdyo ortamında tamamen kendilerinin hazırlayıp sunduğu haberleri izleyiciyle buluşturan öğrenciler, programa konuk olan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e Türkiye genelindeki öğrencilerin en çok merak ettiği soruları yöneltti.
Öğrencilerin sunduğu bültene konuk olan Bakan Tekin, ilk defa bir yayına çıkmadan önce bu kadar heyecanlandığını dile getirdi.
Bakan Tekin, öğrencilerin “Bir eğitimci gözü ile bizi nasıl değerlendirirsiniz, tavsiyeleriniz neler olur?” sorusuna şu şekilde cevap verdi;
“Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin üzerinde durmamız gereken özellikleri var, bir tanesi var ki o çok önemli. Biz artık çocuklarımızın gençlerimizin okullardaki teorik bilgilerle yetinmemesi gerektiğini, okulda edindiği teorik bilgilerin gündelik hayatta ne işe yaradığını, nasıl beceriye dönüştüğünü öğretebilmeliyiz ki hayata hazırlayabilelim. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin en ana omurgası burası. Biz dünyadan biraz bu anlamda kopmuştuk. Dünya bu beceri temelli eğitime geçmesine rağmen biz hâla bilgi temelliydi. Dolayısıyla, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile biz de aslında bu anlamda hem pedagojik anlamda hem akademik anlamda çağın gerektirdiği bir eğitim kurgusunu yapmış olduk. Sizin bugünkü programınız da aslında Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin sizin mesleğinizle, iletişimle ilgili olarak teorik bilgilerinizi pratik hayata, meslek hayatına uyarlayabildiğiniz çalışmalarımızdan bir tanesi.”
Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde tanımlanan dokuz okuryazarlık türünden birinin medya okuryazarlığı olduğunu söyleyen Tekin, çocukların medya kuruluşlarını ve sosyal medya ortamlarını kolaylıkla takip ettiklerini ancak edinilen bilgilerin doğruluğunu tartabilecek şekilde bilinçlenmeleri gerektiğini vurguladı. Tekin, “Haberimiz Olsun” programını da bu doğrultuda kurguladıklarının altını çizerek emeği geçenlere teşekkür etti.
Programda, aile yılı kapsamında Bakanlığın çalışmalarına da değinildi. Bu konuya ilişkin konuşan Bakan Tekin, geleneksel çocuk oyunları etkinliklerinden aile-ebeveyn okulu gibi programlara kadar ailenin toplumumuzdaki yerinin farkındalığını artıracak pek çok çalışma yapıldığını kaydetti. Okul ya da sosyal alanda verilenlerin ailede kökleştiğini söyleyen Tekin, “Aile olmadığı zaman bu yaptığımız işlerin hemen hemen hiçbirisinin hiçbir faydası yok. O yüzden bizde Türk toplumunun temel taşı aile. Anayasamız da öyle tanımlıyor.” şeklinde konuştu.
Bakan Tekin, öğrencilere kendi öğrencilik döneminden de bahsetti. 1980’li yıllarda araştırma ödevleri için öğrencilerin kütüphanelerde ansiklopedilerden uzun süre araştırma yapıp el yazısıyla ödev hazırladığını anlatan Tekin, bugün ise teknolojinin sağladığı imkânlarla bilgiye çok daha hızlı ulaşılabildiğini belirterek “Peki, buradan biz ne çıkarmamız lazım? Bizim çıkaracağımız şey de bu. Her geçen gün çocuklarımız ve gençlerimiz bilgiye erişmekte daha kolay ve daha konforlu imkânlara sahip oluyorlar. O zaman biz de eğitim öğretim sistemimizi ona göre revize etmeliyiz. Hala 30 yıl 40 yıl önceki gibi size “ya bu çocuklar bu bilgiyi nereden bulacaklar” mantığıyla hala size bilgi vermeye çalışırsak o eğitim sistemi çok işlevsiz olur. Siz de keyif almazsınız, size faydası da olmaz.” şeklinde konuştu.
Üniversite sınavına 1989 yılında girdiğini hatırlatan Tekin, o dönemde ikinci basamak sınavına girdikleri gün, sınava giderken tercih formlarını yanlarında götürdüklerini anlattı. Tekin, üniversiteye hazırlandığı süreci, “Sınavımızın nasıl geçeceğini tahmin edip o tahminlere göre tercih yapıyorduk. Üniversitelerle ilgili hiçbir bilgimiz yok, web sayfaları yok, neyi tercih edeceğiz, ne yapacağız bize rehberlik edecek kimse yok. Babam Çaykur’da işçiydi. Üniversite hazırlık sürecinde babamın bir işçi arkadaşının oğlu Bursa Uludağ Üniversitesinde ilahiyat okuyordu. Şubat tatilinin gelmesini ve Nuri abinin Rize’ye gelmesini bekledik, geldiğinde onunla konuştuk.” sözleriyle anlattı.
Bugün üniversite adaylarının üniversitelerin web sayfalarına girdiklerini, öğretim üyesi kadrosundan mezunların istihdamına, üniversitenin reyting sıralamasından gelecekte konumlanacağı yere kadar her şeye erişebildiğini ifade eden Bakan Tekin, “Bizim dönemimizle sizin döneminiz arasında milattan önce ve milattan sonra gibi tanımlayabileceğimiz farklar var.” dedi.
“Çocuklar yapay zekâyı kullanırken hem yeniliklerden bizim referans değerlerimizden kopmamalı”
Bir öğrencinin, “Eğitimde yapay zekânın doğru kullanımı ve gençlerin dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi konusunda neler düşünüyorsunuz?” sorusu üzerine Tekin, modernleşme tarihine bakıldığında üç akım olduğunu gördüklerini söyledi. Birincisinin modernleşme sürecine tamamen karşı olan akımlar olduğunu, 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesinde görüleceği gibi bir kesimin “kesinlikle bunları kabul edemeyiz, bizim için zararlıdır.” dediğini belirten Tekin, ikinci akımın ise bunun tam karşı kutbunda, “Hepsini almalıyız, hiç tartışmadan her şeyi kabul etmeliyiz.” diyen gruplar olduğunu dile getirdi. Tekin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bir de ‘Güzel olanlar var ama bize zarar verenler de olabilir, bunlara biraz daha temkinli bakalım; işimize yarayabilecekleri, çocuklarımızı olumsuz etkilemeyecek olanları alalım.’ diyen üçüncü bir yaklaşım var. Bugün içinde bulunduğumuz bütün bu teknolojik gelişmelere de bu perspektiften bakmamız lazım. Yapay zekâ konusundaki gelişmelere zinhar eğitim öğretimden uzak durmalıdır diyecek bir yerde değiliz. Şöyle bir perspektifimiz de yok: Burada olan biten her şeyi çocuklar hemen alsın, ne getiriyorsa getirsin de diyemeyiz. Bizim toplumsal yapımız, devlet yapımız açısından ne tür sonuçlar doğuracağını analiz ederek çocuklarımızın temel insan hakları başta olmak üzere evrensel kriterler noktasında, iyi referanslarla besledikleri bir çerçevede yapay zekâ uygulamalarını kullanmamız lazım ki çocuklarımız hem yeniliklerden, evrensel olandan kopmasın hem de bizim referans değerlerimizden kopmasın. Bu dengeyi tutturmamız lazım. Biz buradan hareketle kamuda ilk yapay zekâ politika belgesi yayımlayan Bakanlık olduk. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne de dijital okuryazarlıkla ilgili hususlarda uyulması gereken parametreleri yerleştirdik. Bakanlıkta da bu çerçevede uygulamalarımızı yürütüyoruz.”
“Uğraştığımız şey, 28 Şubat’ın neden olduğu travmayı aşacak tedbirler alıp meslek liselerini yeniden prestijli hale getirmek”
Mesleki eğitim merkezleri ve meslek liseleri hakkında düşüncelerinin ve bu yolu seçmeyi düşünen gençlere önerilerinin sorulması üzerine Bakan Tekin, bu konuya kendi hayatından bir örnekle yanıt vermek istediğini söyledi. Aslen Erzurumlu olduğunu ve Rize’de büyüdüğünü anlatan Tekin, “Yazın bağ bahçe işlerinde yardımcı olmak için Erzurum’da köyde yaşayan babaannemin yanına gidiyorduk. 12 Eylül darbesine kadar köydeki evde ata yadigârı bir kılıç, süs eşyası olarak duruyordu, onunla oyun oynuyorduk. 12 Eylül darbesi oldu, 1981 yazında köye gittik. Nene kılıç nerede, diyorum. ‘ne kılıcı, kılıç falan yok!’ diyor. Nenem kılıcı saklamış, darbeden sonra evinde silah olanlara hapis cezası veriliyor diye duymuş, kılıcı gömmüş. Darbeden 25 yıl sonra vefat etti. Vefat edene kadar kılıcın yerini söylemedi.” diye konuştu.
Türk siyasal hayatında darbeler olduğunu; 27 Mayıs 1960’ta, 12 Eylül 1980’de, 28 Şubat 1997’de yaşanan darbelerin, Türkiye’nin toplumsal yapısında her alanda travmalar yarattığını belirten Tekin, 28 Şubat darbesine kadar meslek liselerinin Türkiye’nin en prestijli liseleri olduğunu vurguladı. Bakan Tekin, şunları kaydetti:
“28 Şubat darbesiyle meslek liselerine katsayı uygulaması getirildi, imam hatiplerle meslek liseleri, üniversite sınavı konusunda ikinci sınıf pozisyona itildi. Birden bire meslek liselerinin prestiji kayboldu gitti. İmam hatip liselerine giden öğrenci oranı yüon on ikilerden yüzde birlere düştü. Meslek liselerine giden öğrenci oranı da yüzde kırk kırk beşlerden yüzde on on beşlere düştü. İnsanların zihninde meslek liselerine karşı o darbenin yarattığı travma sebebiyle hala bir ön yargı var. Bizim uğraştığımız şey, meslek liselerimizle ilgili bu travmayı aşacak tedbirler almak, meslek liselerini yeniden prestijli hale getirmek. Bu, bizim öncelikli konularımızdan biri çünkü bizim iyi akademik eğitim almış gençlere ihtiyacımız var ama aynı zamanda uğraştığı meslekte el becerileri gelişmiş, meslekle ilgili bütün detaylara vakıf ve bu detayları sahada tecrübe etmiş nitelikli elemanlara da ihtiyacımız var. Bunu yapabileceğimiz en önemli mecra meslek liseleri. Ne kadar erken yaşta bu mesleki becerilerinizi geliştirirseniz hayatta o kadar erken başarılı olursunuz, kendi mesleğinizde ön plana çıkarsınız ve o mesleğin inceliklerine küçük yaşlardan itibaren hazırlandığınız için bütün eğitiminiz onun üzerine inşa edilir. Sadece meslek liselerini değil, güzel sanatlar ve spor liselerimizi de aynı mantıkla önceledik. Mesleki ve teknik eğitim veren liselerimize biz bu anlamda iki önemli perspektif geliştirdik. Bir, bu okullar üzerinde 28 Şubat darbesinin yarattığı travmayı kaldıracak bir kampanya oluşturmamız lazım, bir de buradaki eğitimleri hem güncellemek hem de saha becerileriyle zenginleştirmek gerektiğini düşündüğümüz için bu çabayı gösteriyoruz.”
Bakan Tekin, öğrencilerin “Dengeli bir biçimde hem akademik hem de sosyal anlamda kendimizi geliştirebilmemiz için bize ne tür tavsiyeler verebilirsiniz?” sorusu üzerine Amir Khan’ın “Üç Aptal” isimli bir sinema filmi olduğunu hatırlatarak filmin ‘Ben doğmuşum, babam kucağına almış ve oğlum mühendis olacak demiş, ben de mühendis olmuşum.’ diyaloğunun yer aldığı sahneyle başladığına işaret etti. Tekin, gençlere şu nasihatlarda bulundu:
“Türkiye’de hemen hemen çağ nüfusumuz 1 milyon civarında, yükseköğretim kontenjanlarımız da buna yakın. Dolayısıyla herkes yükseköğretime erişim konusunda fırsat eşitliği noktasında ciddi bir imkâna sahip. Kim başarılı olacak? Mahalle baskısıyla hareket edip yapamayacağı işleri seçen değil tam tersine kendi yeteneklerini tespit eden ve o yeteneklere göre küçük yaşlardan itibaren eğitim alan kişilerin başarılı olacağı bir döneme doğru gidiyoruz. Tavsiyem, lütfen mahalle baskısıyla hareket etmeyin. ‘Arkadaşlarımızın hepsi şu fakülteye gidiyor, şu bölüm çok popüler…’ gibi şeylere girmeyin. Kendinizi keşfedin önce. Rehber öğretmenlerimiz size destek vermek konusunda çok istekliler. Rehber öğretmenlerinizle mutlaka konuşun ve en iyi yapabileceğimiz mesleği seçin. O meslekte kendinize bir yükseköğretim kariyer planlaması yapın.”
“Hayatı çok hızlı yaşıyoruz, onlarca yılda bir görebileceğimiz şeyleri bir anda gördüğümüz bir dünyaya doğru gidiyoruz”
“Günümüzde deprem, iklim krizi, savaş gibi küresel ve bölgesel gelişmeler aynı anda yaşanıyor. Bunların sebep olduğu kaygıyı nasıl yönetebiliriz?” sorusuna Bakan Tekin şu karşılığı verdi:
“Dünyada her alanda, on yılda, yirmi yılda bir olacak şeyler şimdi bir anda oluyor. Elli yılda bir yapılabilen bir keşfin benzeri artık yılda onlarca defa yapılabiliyor. Herhangi bir sportif organizasyon düşünün, onlarca yılda elde edilebilecek bir başarı hemen yıl içinde birden fazla kez elde edilebiliyor. Hayatın her alanı çok hızlı gelişiyor. Hayatı çok hızlı yaşamaya başladık. Bu hızlı yaşamanın beraberinde, onlarca yılda bir görebileceğimiz şeyleri bir anda gördüğümüz bir dünyaya doğru gidiyoruz. Savaşlar, felaketler… Bu kadar hızlı bir gelişmenin, bu kadar yoğun iletişimin olduğu bir dünyada bulaşıcı hastalıkların, salgın hastalıkların olmayacağını veya bundan yüz yıl öncesindeki gibi olacağını düşünmek doğru değil. Doğayı bu kadar hunharca kullandığımız bir dönemde doğal felaketlerin seyrinin hızlanmayacağını düşünmek olmaz. Dere yataklarına ev yapıp sel felaketiyle karşılaşmak olasıdır. Bu kadar çok gelişmenin olduğu bir dönemde fiziki sağlığınız önemli kuşkusuz ama psikolojik sağlığınız da çok önemli. Ben önümüzdeki dönemin gençlerin psikolojik olarak imtihan edileceği, adapte olmakta zorlanacağı bir dönem olacağını Kendinizi psikolojik olarak rahatlatacak şeyler bulmanızı tavsiye ederim. Herkesin kendine göre kendisini rahatlatan hobilerinin, alışkanlıklarının geliştirilmesi gerekir.”
“Keyif aldığınız kitapları okumayı sıklaştırıp onu bir alışkanlığa dönüştürmeniz lazım”
Kitap okuma alışkanlıkları üzerine de gençlere tavsiyelerde bulunan Bakan Tekin, “Kitap okumak bir keyif ve bu bir alışkanlık. Yani hem keyif almanız lazım hem de alışkanlığa dönüştürmeniz lazım. Kendiniz okurken ne tür şeylerden keyif alıyorsanız önce onları bulacaksınız. Başka birinin tavsiye ettiği bir kitabı okumak bir şey kazandırmıyor. İkincisi bu keyif aldığınız kitapları okumayı sıklaştırıp onu bir alışkanlığa dönüştürmeniz lazım. Ben mutlaka her ortamda çantamda o günlerde okuduğum kitabı çantamda gezdiririm. Yani nerede fırsatım olursa arabada, uçakta ya da birisini beklerken fırsat bulduğumda birkaç sayfa da olsa okumaya çalışıyorum. Dediğim gibi alışkanlık kazandıracak ve okurken keyif alacağınız şeyler okumanızı tavsiye ediyorum.” dedi.
Programda internet üzerinden ulaştırılan soruları da yanıtlayan Bakan Tekin, “Yusuf Tekin kimdir, bir günü nasıl geçer?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Benim üç çocuğum var, ikisi üniversite mezunu. Onlar artık kendi hayatlarını kuruyorlar. Bu kadar yoğun bir mesain içine girmeden önce onlarla çok daha yakın ilgileniyorduk. Birlikte büyüdük diyelim ama bu işte bakan yardımcılığı ve müsteşarlıkla başlayan süreçte biraz ihmal ettik. Evde çocuklarla çok fazla vakit geçiremiyoruz artık. Şimdi eve de gidemiyoruz. Eskiden onlarla birlikte olurken beraber yemek yapardık. İşte pikniğe giderdik, tatile giderdik. Ama şimdi artık öyle bir imkânımız yok. Bütün günümüz, bütün zamanımız 18 milyon çocuğumuzla olduğu için çocuklarımdan da af diliyorum.”
“Benim en çok heyecan duyduğum işlerden biri spor liselerimizin tematik hale gelmesi için başlattığımız proje”
Spor alışkanlıklarının sorulması üzerine Bakan Tekin, Beşiktaş taraftarı olduğunu ve gençlik yıllarında futbolun hayatlarının önemli bir parçası olduğunu belirterek artık yürüyüş yapmayı tercih ettiğini söyledi. Bakanlıkta görev yapan birim amirleri ve genel müdürlerle birlikte sabah yürüyüşleri yaparak güne başladıklarını dile getirdi.
Tematik spor ve sanat okulları hakkında konuşan Bakan Tekin, “Benim en çok heyecan duyduğum işlerden biri, spor liselerimizin tematik hale gelmesi için başlattığımız proje. Voleybol lisesi, futbol lisesi, basketbol lisesi gibi okullarımızı tematik hale getirdik çünkü ne kadar erken yaşta çocuklarımızı yetenekli oldukları spor branşlarına veya sanat branşlarına uygun eğitim verirsek o kadar başarılı gençlerimiz olacak diye düşünüyorum. Ben hep Yusuf Yazıcı örneğini veriyorum. Okuduğu lise dünya liseler arası futbol şampiyonasında birinci oldu. Ondan sonra Türkiye’deki futbol camiasına Yusuf Yazıcı ismi geldi ama ondan önce mesela ortaokul öğrencisiyken Yusuf Yazıcı’yı alsak, yetiştirsek belki başka bir profil olacaktı. Sanat liselerimizi de şimdi tematik hale getiriyoruz. Müzik ilkokulu, müzik ortaokulu ve müzik lisesi açtık.” ifadelerini kullandı.
Türkülerin hayatındaki yerine ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, müziğin kültür aktarımının yanı sıra insanlara dinginlik kazandırdığını belirterek, “Müzik de o bahsettiğimiz kültür aktarımının bir parçası. Dolayısıyla onu sadece dinlenecek bir araç olarak değil, kültür aktarımının önemli enstrümanlarından biri olarak görüyorum.” dedi.
Müziğin aynı zamanda insanın psikolojik olarak rahatlamasına katkı sağladığını ifade eden Tekin, bunun insanlara dinginlik kazandıran bir yönü bulunduğunu dile getirdi. Türkü sözlerinin toplumsal yapıyı ve millî birlik duygusunu yansıttığını belirten Tekin, özellikle sözlerin kendisi için önemli olduğunu söyleyerek Âşık Veysel’in eserlerini severek dinlediğini ifade etti. Öte yandan Bakan Tekin, öğrencilerin isteğini geri çevirmeyerek onlar için kısa bir türkü de seslendirdi.
Lise yıllarındaki hayallerine ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, öğrencilik döneminde en büyük hedefinin babasının fedakârlıklarını boşa çıkarmamak olduğunu söyledi. Tekin, şunları kaydetti:
“Yani tek hayalim şuydu: Babam işçi, çok büyük fedakârlıklarla beni okula gönderiyor. Tek derdim, babamı mahcup etmeden onun o fedakârlıklarının karşılığını verecek şekilde bana yüklenen sorumluluklara sahip çıkmaktı. Bundan dolayı biraz fazla okulu önemseyen, okuyan işte boş bulduğu her fırsatta bulmaca çözmekten tutun gazete okumaya kadar hep o sorumlulukla hareket ettim. Bütün şeyim şuydu: Babamı mahcup etmeyeyim, başarılı olayım. Kadere inanan insanlarız ve inanıyorum ki başarılı olmak üzere üstünüze düşen sorumlulukları en üst düzeyde yapmak için çalıştığınızda Allah mutlaka emeklerinizin karşılığını veriyor. Benim size tavsiyem şimdi lise öğrencisisiniz, iyi bir üniversite eğitimi alabilmek için üniversite sınavına hazırlanmak sizin sorumluluğunuz. Okulda başarılı olmak sizin sorumluluğunuz. Bence buna odaklanın. başarılı oldukça hayallerinizi zaten, revize edeceksiniz. Bence odağı oraya koyarsanız daha iyi olur.”
“İnşallah, Ramazan Bayramı bütün dünya dünyada savaşların sona erdiği bir dünyaya kapı olur”
İzleyiciler için Ramazan Bayramı mesajı da paylaşan Bakan Tekin, şöyle konuştu:
“Tabii bizim dinî ve millî bayramlarımız sadece bizim eğlendiğimiz dönemler değil. Bu bayramlar sohbetimizin başından beri söylediğim bizi millet yapan, bizi bir arada tutan, bizim birbirimizle olan bağlarımızı güçlendiren önemli dönemler. Ramazan Bayramı da bu anlamda toplumda yardımlaşmanın, merhametin, dayanışmanın en yüksek düzeye çıktığı dönemler ve yine bizim geleneğimizde bayramlar bütün küslüklerin unutulduğu, hoşgörü, barış gibi değerlerin gündeme geldiği dönemler.
Bütün küslüklerimizi unuttuğumuz, hepimizin o bir milletin birbirine kenetlenmiş parçaları olma şuurunu içselleştirdiğimiz bir Ramazan Bayramı yaşamamızı temenni ediyorum. Aynı şekilde etrafımız maalesef çatışma ve savaşlarla dolu. Filistin, Gazz… Orada yaşayan kardeşlerimiz İsrail zulmüyle karşı karşıyalar. İsrail’in aymazlıkları sadece orada sınırlı değil. Suriye’de, Lübnan’da, İran’da farklı insan haklarını ihlal eden farklı boyutlara erişti. Aynı şekilde Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş var. İnşallah Ramazan Bayramı bütün dünya dünyada savaşların sona erdiği, barışın egemen olduğu yeni bir dünyaya kapı olur diyorum. Şimdiden herkesin Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyorum. İnşallah sağlıkla, sıhhatle nice bayramlara erişiriz diyorum.”
Programı izlemek için tıklayınız.