Terörsüz Türkiye ve Maarifin kurucu mesuliyeti Millî dayanışma ve toplumsal bütünleşme idealini hukuk metinlerinin sınırında bırakmayıp onu maarifin, kalkınmanın ve müşterek bir medeniyet ülküsünün muhtevasıyla zenginleştirmek, başta eğitim camiamız olmak üzere hepimizin omzuna yüklenmiş şerefli bir mesuliyettir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda 10 Ağustos 2026 tarihinde kabul edilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, içerdiği hukuki çerçevenin yanı sıra ülkemizin siyasal istikrarı ve toplumsal barışının tahkim edilmesi bakımından da tarihsel bir önem taşımaktadır. Küresel belirsizliklerin arttığı ve bölgesel ayrışmaların derinleştiği bir çağda atılan bu adımla birlikte, terörsüz Türkiye ideali soyut bir temenni olmaktan çıkarak devletin iradesiyle taçlandırılmış müşahhas bir istikamete dönüşmüştür. Menzilinde Türkiye Yüzyılı idealinin bulunduğu bu istikametin başarıyla nihayetlenebilmesi için siyaset kurumunun çaba ve sorumluluğu kadar, milletimizin her bir ferdinin ve tüm kesimlerinin aktif katılım ve desteğinin şart olduğunu unutmamak gerekir. 10 Ağustos gecesinde kabul edilerek yasalaşan bu Kanun, lafzına sığdırılan on iki maddenin ötesinde, bir milletin kendi birliğine ve bekasına sahip çıkma azminin tescili olarak okunmayı hak etmektedir.
MİLLÎ İMKANLARIMIZ NİHAYET İSTİKBALİN İNŞASINA AKACAK
Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde ve Cumhur İttifakımızın basiretli iradesiyle yürütülen “Terörsüz Türkiye” süreci, yalnızca terörün ve yol açtığı şiddet olgusunun tasfiye edilmesini sağlamamakta, aynı zamanda on yıllardır güvenlik parantezine hapsolmuş millî imkân ve enerjimizin nihayet kalkınmaya, demokrasiye ve istikbalin inşasına akıtılabilmesinin önünü de açmaktadır. Lâkin hiçbir kanun, kendisini var eden iradeye milletçe sahip çıkılmadıkça umulan faydayı sağlamaya kâfi gelmez. Husumeti bir maişet kapısına çevirmiş, çatışmanın devamından medet uman vesayetçi mahfillerin geçmişte bu kardeşliğin önüne ne türlü badireler çıkardığını unutmayan milletimiz, önümüzdeki safhanın sarsılmaz bir teyakkuzu şart koştuğunun ve her tuzağı boşa düşürecek topyekûn bir sahiplenmeyi zaruri kıldığının da idrakindedir.
MİHVERİMİZ: MİLLİ BİRLİK VE BERABERLİĞİN TAHKİMİ
Milletimizin bu sahiplenmeyi gösterecek dirayet ve olgunluğa tam ve eksiksiz bir şekilde sahip olduğu gerçeği her türlü kuşkudan azadedir. Sürecin başlangıcından bugüne kadar geçen süreçte milletçe kat ettiğimiz mesafe bunun en canlı şahididir. Ana dilde bir türkünün dahi töhmet sebebi sayıldığı, olağanüstü hâllerin ve boşaltılmış köylerin gölgesinde çilesi katmerlenen bir memleketten, farklılıkların bir tehdit gibi görülmekten çıktığı, her evladımızın kimliğiyle ve inancıyla hür bir biçimde yaşayabildiği bir Türkiye’ye doğru evrilen yakın dönem siyasal tarihimiz, AK Parti iktidarlarının kararlılıkla yürüttüğü demokratikleşme hamlelerinin milletimiz nezdinde bulduğu karşılık ve teveccühü açıkça göstermektedir. Bu yürüyüş boyunca ana mihverimiz, dün olduğu gibi bugün de milletimizin birlik ve beraberliğinin tahkimi ile insan onurunun ve haklarının her şart altında korunup yüceltilmesi olmuştur. Nitekim bu irade, soyut bir söylemin sınırlarında kalmamış, bir zamanlar televizyon ekranlarında dahi yasak olan Kürtçenin devlet eliyle kurulan bir kanalda serbestçe yayılmasından, ana dilin okullarımızda seçmeli ders, üniversitelerimizde akademik bir disipline dönüşmesine kadar müşahhas adımlarla hayat bulmuştur. Aynı azim; askerî vesayetin demokratik siyaset lehine geriletilmesinden inanç hürriyeti önündeki setlerin kaldırılmasına dek uzanan geniş bir onarım ikliminde tecessüm etmiştir. Terörsüz Türkiye ideali de bu istikrarlı çizginin tabii bir devamı ve en olgun semeresidir.
MAARİF AİLEMİZ ŞIRNAK’TA BULUŞTU
Bütün bu kazanımların ve barışa dair yüksek tasavvurun hakiki manasını bulabilmesi ve sürdürülebilir hâle gelmesi için konunun tüm ülke genelinde ve en çok da bedelini en ağır biçimde ödemiş olan topraklarda benimsenmesi hayati derecede önem taşımaktadır. Bakanlığımızın bütün merkez ve taşra teşkilatını, seksen bir ilimizin millî eğitim müdürlerini, dört bakan yardımcımızı ve birim amirlerimizi milletimizin bu tarihî adımının hemen ertesinde Şırnak’ta buluşturmamız, olağan idari işlerimizin sıradanlığına sığmayan derin bir mana taşımaktadır. Her yıl eğitimöğretim yılının arifesinde çoğunlukla Ankara’da icra edegeldiğimiz genel değerlendirme ve hazırlık toplantısını bu sene bilhassa bu şehrin bağrında toplamayı yeğlememiz, sürecin ruhundan doğan şuurlu bir tercihtir. Bir bakanlığın merkez ve taşra yöneticilerinin ilk defa böylesine kalabalık bir heyetle bir araya geldiği bu tarihî buluşma, maarif ailesinin bu büyük iradeyi bütün varlığıyla kucaklayışının açık bir ifadesidir. Malumumuz olduğu üzere Şırnak, geçmişin karanlık yıllarında terörün en ağır bedelini ödemiş, sınıfları boşaltılmış, okulları yakılmış bir belde olarak yakın tarihimizin en acı sayfalarında yerini almıştı. Ancak devletimiz bu toprakları hiçbir vakit kaderine terk etmemiş, ateş altında dahi eğitim kurumlarını yükseltmekten geri durmamıştır. 2002 yılında bu şehrimizde derslik başına elli civarında öğrenci düşerken bugün aynı rakamın yirmi bir-yirmi ikiye gerilemiş olması, maddi kalkınmanın en çetin şartlarda bile hız kesmediğinin açık bir delilidir. Bu kalkınma, ancak huzurun ve kardeşliğin manevi imarıyla bütünlendiğinde hakiki gayesine erişecek, terörsüz bir Türkiye’nin bu diyara asıl armağanı da yılların sabırlı emeğiyle yükselttiğimiz bu bedene müsterih bir yarının ruhunu üflemek olacaktır.
VAZİFEMİZ: TOPLUMU MÜŞTEREK DEĞERLER ETRAFINDA YENİDEN MAYALAMAK
Bir terör hareketinin açtığı en derin gedik, bir milleti millet kılan o görünmez bağda, insanları ortak bir kader etrafında kenetleyen dayanışma şuurunda kendini gösterir. Kabul edilen kanuna “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşme” adının verilmesi, meselenin bu asıl boyutunun devletimizce isabetle teşhis edildiğini, terörle mücadelenin nihayetinde kopan dokuları onarma ve içtimai kaynaşmayı yeniden tesis etme gayreti olduğunu göstermektedir. Bu bağların nesilden nesile aktarılan sağlam bir zemine oturması ise evvelemirde maarifin vazifesidir. Bir toplumu müşterek değerler, ortak bir tarih bilinci ve karşılıklı hürmet etrafında yeniden mayalayacak olan, eğitim kurumlarımızın ışığı ve öğretmenlerimizin rehberliğidir. Terörün bir vakitler korkuyu bir terbiye aracına çevirerek hükümran olmaya yeltendiği topraklarda bugün ilmin, okulun ve geleceğe dair iradenin söz sahibi olması, terörün esasında hakiki mağlubiyetinin, çocuklarımızın zihninde ve milletimizin gönlünde mühürlendiğini ortaya koymaktadır. Milletimizin yarınlara uzanan en kıymetli emaneti olan gençliğimiz, yıllarca bu belanın başlıca hedefi olmuş, terör örgütü, taze fidanları daha hayatın baharında kandırarak dağa, ölüme ve kine sürüklemenin peşine düşmüştü. Bu nesli kin ve düşmanlığın pençesinden çekip alarak ilmin, irfanın ve müşterek bir istikbalin aydınlığına kavuşturmak, hem Terörsüz Türkiye’nin en sağlam teminatı hem de bizim en mukaddes vecibemizdir. Şüphesiz milletimizin bu istikrarlı yürüyüşünü geleceğe taşıma mesuliyeti de hususiyetle Bakanlığımızın uhdesindedir; zira insan onuru, temel hak ve hürriyetler ile milletimizin birlik ve beraberliği, müfredatımızdan ders kitaplarımıza, değerler eğitiminden öğretmen yetiştirme ve eğitim politikalarımıza kadar bütün mesaimizin değişmez eksenini teşkil etmektedir.
OMUZLARIMIZDA TAŞIDIĞIMIZ ŞEREFLİ MESULİYET
Türkiye Yüzyılı Maarif Modelimizi, erdem-değer-eylem çerçevesi üzerine bina etmemiz, evlatlarımızı kendi medeniyet köklerine sımsıkı bağlı, farklılıkları bir zenginlik olarak kucaklayan, adaleti, saygıyı ve kardeşçe bir arada yaşamayı şiar edinmiş nesiller olarak yetiştirme gayemizin açık bir yansımasıdır. Millî Eğitim Bakanlığı olarak bu anlayışın gereğini eksiksiz şekilde ifa edeceğimiz kuşkusuzdur. Nitekim Şırnak’ta iki gün boyunca sürdürdüğümüz istişarelerde 2026-2027 eğitim öğretim yılına dair hazırlıklarımızı ve okul-aile iş birliğimizi enine boyuna görüşürken, aslında bu iradenin eğitim sahasındaki somut adımlarını atmış, öğretmenlerimizle, öğrencilerimizle ve velilerimizle omuz omuza yürüyeceğimiz bu yolun temelini de pekiştirmiş bulunuyoruz. Milletimiz bugün itibarıyla bir devrin kapanıp yenisinin aralandığı tarihî bir merhalede durmaktadır. Bu merhalenin hakkını vermek; millî dayanışma ve toplumsal bütünleşme idealini hukuk metinlerinin sınırında bırakmayıp onu maarifin, kalkınmanın ve müşterek bir medeniyet ülküsünün muhtevasıyla zenginleştirmek, başta eğitim camiamız olmak üzere hepimizin omzuna yüklenmiş şerefli bir mesuliyettir. Asırlar boyunca türlü dilleri, inançları ve kavimleri bir arada yaşatma geleneğini cihana örnek göstermiş bir milletin, çatışmalarla kavrulan bir yeryüzüne barışın ve birlikte yaşama ahlakının hâlâ mümkün olduğunu ilan etmesi de bu mesuliyetinin bir gereğidir. Şırnak’ın şahitliğinde sahiplendiğimiz bu mesuliyet, maarif çağı olarak tecelli edeceğine inandığımız büyük Türkiye’nin müjdesini taşımaktadır.
17.08.2026